Ölür müsün, Öldürür müsün?
Günlük hayatta beklenmedik, tuhaf veya can sıkıcı bir durumla karşılaştığımızda kullandığımız bu deyimin hikâyesi oldukça safiyane bir temele dayanır.
Vaktiyle saf yürekli bir köylü, hac vazifesini yerine getirmek üzere kutsal topraklara gider. Dönüş vaktinde âdet olduğu üzere eşine dostuna hediyeler alır. Köyün ağasını da unutmaz; ona duyduğu hürmetten ötürü, "Ağamız başımızın tacıdır, ona alacağım hediye kendime alacağımdan aşağı olmamalıdır," diye düşünür. Bu niyetle bir şişe zemzem doldurur ve bir faniye yetecek kadar kefenlik bez kestirir.
Köye döndüğünde, hürmetle ağanın kapısına varır. Ancak ağanın kahyası, getirilen bu hediyeleri görünce ölümü çağrıştırdığını düşündüğünden öfkelenir ve hediyeleri adamın suratına fırlatır: "Be adam! Hiç böyle hediye olur mu? Ben bunu ağaya nasıl takdim ederim?" diye çıkışır.
Köylü, büyük bir samimiyetle ısrar eder; "Bunları bin bir emekle Hicaz’dan getirdim," der. Sonunda kahya razı olur, hediyeleri alır ve ağanın huzuruna çıkıp durumu kendine has bir alayla şöyle arz eder:
"Ağam, sersemin biri size Hicaz'dan kefenlik bezle gasil suyunuza katılmak üzere zemzem getirmiş. Şimdi ölür müsünüz, yoksa öldürür müsünüz?"
💡 Deyimin Anlamı
Karşılaşılan durumun ne kadar tuhaf, mantıksız veya can sıkıcı olduğunu; bu durumda insanın ne tepki vereceğini bilemediğini anlatmak için kullanılır.