Kubilay ORAL tarafından yazılmış ve oldukça etkileyici tiyatro metnini sizlerle paylaşıyorum. Word hâlini de ekliyorum.

SAHNE: Oyunun oynanacağı alanda 3 bölüm olacaktır. İlk bölüm Kahveci ile Öğretmenin olacağı kahve. İkinci bölüm olayların geçeceği ev. Üçüncü bölüm ise sahne önünde olacak bahçe.
(Öğretmen sahneye girdiğinde Zeynep deli rolüyle sahnede dolanır. Elinde daha sonra Mehmet’in Ali’ye vereceği araba vardır.)
Zeynep: Geldin mi? Neden bu kadar geç geldin Mehmet? Ali’miz nerede Mehmet, cevap versene Mehmet neden susuyorsun?
Öğretmen: Ben Mehmet değilim bacım .
Zeynep: Sen Mehmet’sin sen Mehmet’sin.
(Zeynep sahneden çıkar. Öğretmen kahveye girer.)
Kahveci: Beyim hoş geldin. Buyur otur.
Öğretmen: Hoş bulduk. Şöyle oturalım hele.
Kahveci: Eee, beyim kimsin ne ararsın bizim fakir köyümüzde.
Öğretmen: Yeni atadım buraya malum Kurtuluş Savası bizi epey geri bıraktı . Gazi Paşa da bunu bildiğinden köylere Öğretmen yolluyor. Size de ben düştüm işte.
Kahveci: O zaman hoş geldin aramıza.
Öğretmen: Hoş bulduk. Bu arada demin bir tane yaşlı teyze bana Mehmet deyip durdu. Bu kadın neyin nesidir? Pek aklı yerinde değil gibi.
Kahveci: Ah beyim ah! Nasıl yerinde olsun onun akla. Onun hikayesi hala ağlatır bu köyü.
Öğretmen: O zaman anlat. Daha çok buradayız. Vaktimiz bol.
Kahveci: Dinle o zaman.
(Zeynep çeşme başında su doldurur. Bu arada oradan geçmekte olan Mehmet'le göz göre gelirler. Bu sahne birkaç saniye sürer. Mehmet tam konuşacakken kekeler. Zeynep de korkudan kaçar. Sonra Mehmet arkasından bağırır ama duyuramaz.)
Mehmet: Hey güzel kız! Heyyy! Ah be güzel nere gittin. Kalbimi yerinden çıkardın. Ama dur bakalım, ben senin kim olduğunu elbet bulurum.
(Fevzi o sırada sahneye girer.)
Mehmet: Hah! Fevzi gel hele. Burada böyle şu boylarda hafif esmer bir kız vardı. Buralarda hiç görmemiştim. Tanır mısın bu kızı?
Fevzi: Tanırım ya. Savaştan kaçıp gelmişler. Ruslar topraklarını işgal etmişler onlar da düşmüş yola buraya gelmişler. Çakır Bilal’in evinde kalıyorlar. Hayırdır Mehmet?
Mehmet: Ben o kıza âşık oldum Fevzi. İsteteceğim.
Kahveci: Yaa! İşte Mehmet o an vurulmuş Zeynep’e. Zeynep de ona kaptırmış gönlünü. Gittiler istediler. Zeynep’le Mehmet’i everdik. Köyün en sevilen çifti olmuşlardı. Ekerler, yetiştirirler, fakirlere bakarlardı. Tek sıkıntıları ise çocukları olmuyordu. Zeynep çok yakardı Allah’a çocuğu olsun diye.
Zeynep: Eyy Allah’ım nolur bir çocuk ver bize. Vatana, millete hayırlı bir evlat ver. Sana, vatana kurban edeceğim bir oğul ver bana.
Mehmet: Kalk Zeynep ağlama bu kadar. Bir bildiği vardır yaratanın. Yapma böyle.
Kahveci: Böyle yakara yakara Allah acıdı bu gariplere. Zeynep’le Mehmet evlendiğinde yıl 1980 idi. Bundan tam 20 yıl sonra Allah onlara bir erkek evlat verdi. Ali’yi el bebek, gül bebek yetiştirdiler.
Mehmet: Ali oğlum gel bakalım. Bak baba sana ne yaptı.
Ali: Çok güzel olmuş babacığım. Bu arabayı hep saklayacağım.
Mehmet: Gel olum eve gidelim. Annen bizi bekler.
Ali: Anne, anne bak babam bana ne yapmış. Kimseye vermeyeceğim hep saklayacağım.
Zeynep: Tamam olum gel. Yorulmuşsundur. Elini yüzünü yıkayalım.
Kahveci: Böyle mutlu mesut yaşarken Osmanlı ise oldukça zor günlere girmişti. Ali 10 yaşına girince Balkan Harbi için buradaki erkekleri topladılar.
Mehmet: Zeynep! Ben de savaşa gideceğim.
Zeynep: İyi de senin yaşın geçkin. Seni almazlar neden gidesin bizi bırakıp bey.
Mehmet: Bak Zeynep Allah Ali’yi bize ödül olarak verdi. Belki de bedelini ödemek vakti geldi. Vatana yani Allah’a borcumu ödemek istiyorum.
Zeynep: Gitme bey! Gidersen biz ne yaparız. Ali ne yapar?
Mehmet: Deme öyle Zeynep. Vatana hizmet Allah’a hizmet biliyorsun.
Zeynep: Git bey o zaman ne diyeyim. Allah’ım seni korusun. Tekrar bize bağışlasın.
Kahveci: Mehmet’i askere yolladık. Bir daha ses soluk çıkmadı. Bilemedik ne olduğunu. Zeynep o zamanlar biraz kafayı sıyırır gibi oldu. Ama Ali vardı dayanağı.
Ali: Anne babam nerede neden gelmiyor.
Zeynep: Oğlum. Baban askere gitti biliyorsun. Orada bizi koruyor.
Ali: Öldü o değil mi? Yalan söylüyorsun bana. Ben büyüdüm artık. Bana yalan söyleme.
Zeynep: Ali’m yapma böyle. Kıyma ananın kanlı canına.
Kahveci: O aralar Ali bayağı büyümüştü. Tam 14 yaşına bastığında korkunç günler hızla yaklaşıyordu.
Ali: Fevzi amca nasılsın?
Fevzi: Ooo, Ali! İyiyim sen nasılsın bakalım çocuğum.
Ali: Ben çocuk değilim Fevzi amca. Tam 14 yaşımdayım. Büyüdüm artık.
Fevzi: Doğru ya oğlum. Sen büyüdün biz yaşlandık.
Ali: Fevzi amca. Babam öldü değil mi?
Fevzi: Bak Ali. Büyüdün artık. Baban vatan için kalleşlerle savaşmaya gitti. Bir daha haber alamadık. Sen umudunu kaybetme evlat ama pek de umutlanma.
Ali: Biliyorum Fevzi amca. O vatan için gitti ve dönmedi. Bir gün gelecek ben de bu vatan için canımı koyacağım. Hem biliyorsun Fevzi amca devletimiz savaşa girdi. Üstelik İngiltere bir donanma ile boğaza saldıracakmış. Oradan da İstanbul’u alacakmış.
Fevzi: Vay dürzüler. Oğul sen bu kadar şeyi nereden öğrendin. Maşallah maşallah. İşte bu ülkeyi senin gibi vatanseverler kurtarır.
Kahveci: Ali’nin o küçük yaşında dediklerinin hepsi oluyordu. İngilizler, Fransızlarla birleşerek Çanakkale boğazı üzerinden İstanbul’u kuşatacak oradan Rusya’ya yardım ulaştıracak ve böylece bir taşla iki kuş vuracaktı. Osmanlı, Çanakkale’nin kıymetini bildiğinden Abdülhamit Han’ın Çanakkale için kurdurduğu savunma sistemini yeterli bulmamış ve hızlı bir seferberlik başlatmıştı.
Ali: Zeynep anne ben de askere gideceğim.
Zeynep: Deme Ali’m. Babam gitti gelmedi. Bir de sen gitme. Ben seni de kaybedersem ne yaparım.
Ali: Ne yani annem! Düşman ülkemizi alsın mı? Bak 15’ime bastım. Vatan beni bekler. Ben yoksam bir eksiğiz.
Zeynep: Doğru söylersin olum git. Git ama anan hep seni bekler bilirsin. Dön geri ne olur.
Ali: Ölü ya da diri döneceğim anam.
(Zeynep Ali’nin kafasına kına yakmak için malzemeleri getirir ve kına yakar.)
Kahveci: Yıl 1915’i gösterirken Ali ve diğer çocukları askerlik için uğurladık. İlde bunları giydirip kuşatıp daha 15 yaşında iken cepheye eğitime yollamışlar. Biz yaşları küçük diye dövünürken sonradan anladık ki Galatasaray, Konya ve İzmir liseleri mezun bile verememiş. Yani anladık ki bu savaş Ali gibilerin savaşı oldu.
Fevzi: Zeynep kadın, Zeynep kadın! Bak Ali’den mektup var.
Zeynep: Oku hele Fevzi kardeş.
Ali: (Sahne arkasından)“Sevgili anneciğim ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim. Beni merak etmeyin. Komutanlarım çok iyiler. Tek sıkıntım ise kafama yaktığın kına. Komutanlar bile dalga geçiyor. Neden yaktın o kınayı benim başıma. Sitem ediyorum, üzülme sakın. Seni çok seviyorum.”
Fevzi: Ağlama Zeynep Bacı. Bak iyiymiş işte. Ne yazalım, söyle de yazayım hadi.
Zeynep: “Oğlum Ali, yazmışsın ki: “Kafamdaki kınayla dalga geçtiler!” Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler.
Bizde üç şeye kına yakarlar :
1 – Gelinlik kıza; gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye.
2 – Kurbanlık koça; Allah’a kurban olsun diye.
3 – Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsun diye…
Gözlerinden öper, selâm ederim. Allah’a emanet olun.”
Kahveci: Sonradan komutan dedi. Mektubu okuyunca bütün komutanlar hıçkırarak ağlamış. Ne yalan söyleyeyim aklıma geldikçe ben de ağlarım. Zeynep’in gözleri yollarda beklerken bir gün…
Fevzi: (Ağlayarak) Zeynep kardeş. Ali geliyor.
Zeynep: Fevzi kardeş Ali geliyor neden ağlarsın. Bugün bayram günüdür.
(Ali şehit halde arkadaşları tarafından köye getirilmiştir. Zeynep ağıtlar ve feryatlar yakarak çıldırır.)
(Kahveci sahne önüne gelir ve fon eşliğinde Ali Orhan Günaydın’a ait aşağıdaki şiiri okur.)
Kahveci:
Komutanı sormuş Kınalı Ali’me…
“-evladım! adını ve memleketini söyle…
Cevaplamış bizim Ali “-Adım Ali’dir komutanım, memleketimse,
Tokat’ın kazası Zile…
Sormuş komutanı tekrar “-yavrum saçlarının bu hAli ne? neden bu halde…
Demiş ki Ali’m “-bilmem ki komutanım saçlarım neden böyle,
Anam işte kınalayıp böyle gönderdi beni cepheye…

Çok garipsemiş bu durumu komutan ve diğerleri…
Önce alaya alınmış bizim Ali’nin saçlarının kınalı hAli
Sonra düşünmüşler acaba nedir bu saçı kınalamanın hikmeti? ...

Yazılmış bir mektup Ali’nin memlekete..
Sormuş Ali “-ana saçlarımı kınalayıp neden gönderdin beni cepheye”...
Mektup gönderilirken memleketi Zile’ye…
Bizim Kınalı Ali ‘de güle oynaya gitmişti diğer yiğitlerle cepheye…
Daha doğrusu sevinç çığlıklarıyla ölüme…
Gitmişti ya ölüme, şehit haberi tez gelmişti cepheden geriye…
………………………
Şehit düştükten sonra gelmişti mektubu da eli öpülesi anasından…
Diyordu ki”-yavrum, kınalı kuzum sakın üzülme, üzülür yoksa burada anan…
Töremizdir öğren üç şeydir bizde kına yakılan…
— yakılır gelinlik kıza, kurban olsun ailesine…
—kurbanlık koça Allah’a kurban olsun diye…
Birde…
—askere gidecek yiğitlere...
Olsunlar Vatana Kurban diye…
Kurban ettik, seni vatana oğul!
Söyle ki herkese…
“-Anam, kurbanlık göndermiş beni cepheye”…
Kahveci: (Öğretmene dönerek.) O gün göz nuru Ali’yi de kaybetti Zeynep kadın. Ardından da aklını. Hayattaki iki canını veren kadının nasıl sağlam olsun kafası.
Öğretmen: Ne diyor şair: “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Bu vatan Ali ve Mehmetlerle sonsuza kalacaktır.

Not: En sonra oyuncular bayrak çıkararak İstiklal Marşı’nın son kıtasını okuyabilir, ardında bayrağı Ali’nin üzerine bırakarak oyunu bitirebilirler.